Posts Tagged ‘malbino’
Superfecundation
Hamileyken tekrar hamile kalan bir annenin çocuğuyum. Nasıl olur demeyin, var böyle bir şey. İkiz olarak dünyaya geldik. Fakat bir sorun vardı: kız kardeşim zenci, ben beyaz, annem ise orospuydu.
18 Ağustos 1960 gecesi, bir adamın altında, diğerinin üstünde orgy’e koşan annemiz bize bir süre bakmıştı. Aslında, 9 yaşımdayken Woodstock konserine bizi de götürdüğünde, aşırı LSD’den devreleri yakana kadar bakabildi. Sonraları kendimi benim gibi bakıma muhtaç veletlerin yaşadığı yerde buldum. Zamanımın çoğunu çizgi roman ve ansiklopedi okuyarak geçiriyordum. Kütüphane imkanları dahilinde birçok kitap bitirmişliğim bile vardı. Batman ise kahramanımdı. Halktan biriydi, süper güçleri yoktu fakat mangal gibi yanan bir yüreği olduğuna emindim. Büyüyünce olmak istediğim adamdı, ekoldü, karizmaydı ve sonradan öğrendiğime göre babamdı.
Arada bir annem ziyaretimize gelirdi. Kız kardeşim siyah ve piç olduğundan çocuklar tarafından sevilmiyordu, onu ortaya alıyorlar, piç! piç! piç! diye itip kakıyorlardı. Gerçi herkes piçti. Annem yettiği kadar, aklınca, ısrarla veletlere kız kardeşimin kendi kızı olduğunu ispatlamaya çalışıyordu. Veletlerde velet olduklarından dalga geçiyordu. Bende siyahtım aslında onlara göre, ama beyaz olduğumdan ve batman kıyafetleriyle ortada dolaştığımdan Malbino lakabını uygun gördüler. Oradan ayrılana kadar da malbino olarak anıldım.
Ayrıldığımda 17 yaşındaydım. Devlet baba işe atılmam için cüzi bir miktar para vermişti bakım evinden ayrılmadan önce. Çizgi roman iyi bir yatırım gibi duruyordu başlarda, ufak bir tezgahta onları satmaya başladım. Sevdiğim işi yapıyor ve iyi kazanıyordum. Fakat tezgahımın yanında saksafon çalarak geçinmeye çalışan hatun yüzünden sıyırmama ramak kalmıştı. Berbat çalıyordu. Berbat ne kelime, tam bir enkazdı. Sonraları sakso çekebilme yetisini ölçmek için bir gün yanına yanaşıp kulağına “benim aletide çalsana” dedim. Bunu masumca söylediğinizde etkili olmuyor sanırım. “Aaa, sen ne çalıyorsun ki” dedi bana. “Hayır, anlarsın ya, aşağıdakini kastediyorum” diyince gözleri parladı. Elimden tuttu, iki blok arasındaki dar sokağa girip bana muamele yaptı. İtiraf ediyorum, ilk deneyimim buydu ve kusursuzdu. Tekrar tezgahın oraya döndüğümüzde saksafonun yerinde olmadığını farkettik. Kız anında sinir krizi geçirdi. Sanırsınız ki, Godzilla orgazm oluyor. Ağlamaya başladı sonra. Kendimi suçlu hissettim. “Yarın yine burda ol” diyip tezgahımı topladım ve uzaklaştım. O gece müzik dükkanının birinin camını indirip kıyağından bir saksofon arakladım -hayatımın en büyük hatasıydı- Sabah kıza hediye ettiğimde mutluluktan boynuma atladı. “Fakat” dedim, “bunu yanımda çalmayacaksın, git kendine başka bir mekan bul”. “Olmaz” dedi, “o zaman çalmayı öğren” dedim -işte hayatımdaki en büyük ikinci hata- Suratımda patlayan saksafon ön dişlerimin hepsini kaldırıma dökmüştü. Bu kadarını haketmişmiydim tartışılır.
“Nasıl iyi çalabiliyor muyum?”
“ivit“.
Nasıl olduysa o kızla evlendik -üçüncü büyük hata- Biri kız biri erkek iki çocuğumuz oldu. Tuhaf bir ailemiz vardı. Kızım penislere meraklıydı misal. Bunun ulu orta sevişmemizle alakalı olmasından dolayı olduğunu anlatmaya çalışsamda biricik eşim bir gün nasıl olsa öğrenecekler diyordu. Sonraları alıştılar zaten. Oğlum daha çok benim gibiydi. Kostümlere ve çizgi romanlara meraklıydı, akıllı bir çocuktu. Eşimi biliyorsunuz zaten. 
Berlin duvarı henüz yıkılmıştı ki eşim beni zengin bir züppe için terketti. Adam eyaletin, hatta ülkenin en büyük orospu çocuğuydu. Denek olarak insanları kullandıkları bir ilaç şirketi vardı. Bana kalırsa saftirik eşimi deneylerinde kullanmak için onunla birlikteydi ama gelinde bunu ona anlatın. Bir kaç ay sonra kekeme oldu, ardından saçları döküldü ve terkedildi. Yıllar sonra birisi kaldırımı ısırtarak ensesine tekmeyi gömene kadar da mutsuz bir hayat sürdü.
Kız kardeşim ünlü bir vantrolog olmuştu. Kardeşimdi fakat babalarımız farklıydı. Onun ki Bill Cosby gibi duruyordu, benimkisi daha çok ve hala Batman gibi. Nerden mi biliyorum? Joker olcak hali yoktu ya? Biliyorum çünkü gecelerin adamıydı, annemi beceren, beyaz olan ve üstte olan oydu. O geceden sonra kaybolmuş ve bir daha haber alınamamıştı.
Kardeşim babasını aradığı dönemlerde annemi soru yağmuruna tutuyor, zavallı annem ise 2 gram beyniyle yanıtlamaya çalışıyordu. Meğer babası bir veznedar imiş -siyah bir veznedar?- Sonra annemin kendini astığı haberi geldi. Bıraktığı notta şu yazıyordu:
Anko muukin sipran laso keveha. Rayuj miyante loso kerpeh. Mol omenia jo.
Kimse bi bok anlamamıştı. Batman anlar diye ona bir hayran mektubu çaktım ve babam olduğunu bildiğimi de söyledim. Yanıt gecikmedi.
Mesajınızı anlamadık. Robin ve ben gayet mutluyuz. Lütfen rahatsız etmeyin!
Çok kızgındım, evet gay olduklarına dair teoriler vardı ama ben buna inanmıyordum önceleri. Kanıt yeterliydi, kendisi bir ibneydi. Babam olması biyolojik açıdan mümkün olsa da görünen o ki cinsel tercihleri açısından değildi. Hayata küsmedim, araştırmaya devam ettim. Sonraları öğrendim ki bu mektupları yayıncı şirkette çalışan bi kaç göt herif cevaplıyormuş. O kadar çok babası olduğunu savunan çocuktan mektup alıyorlarmış ki, çözümü bunda bulmuşlar. Gerçek Batman ile bir randevu ayarlamalarını istedim, kırmadılar -yemedi götleri tabi-
Başından geçenleri anlattı. Çizgi romanlardaki kadar heyecanlı olmasada merakla dinledim. Anlattığına göre kısaca zenci adam ve babam kankalarmış ve annemi bardan kaldırmışlar. “O gece tuhaf birşeyler olacağını hissetmiştim” dedi. Sonra “babaa” diye boynuna sarıldım, “ben senin baban değilim” dedi. “Babamsın!” diye zırladım. “İstenmeyen çocuktun sen” dedi. Cinler tepeme çıkmıştı, taşaklarına bir tekme attım ve uzaklaştım. -hayatımdaki en karizma hata- Sonsuza dek bir daha ne görüştük ne de adını andım.
Yarım akıllı annemi, saftirik eşimi ve ibnetor babamı kaybettikten sonra hayat beni buralara getirdi işte. Şimdi cadılar bayramında satmak için balkabağı yapıyorum. BÖÖ!




