Buz dağının altında
Pek çoğu gibi, stresten uzak, el değmemiş doğanın içinde, kendi halimde yaşamanın hayalini kurdum.
Pek azı gibi, bu hayali gerçekleştirebildim.

Bu iş için neden bu kadar para verdiklerini anlamamıştım ilanı ilk gördüğümde, hem parayı harcayacak tek bir yer olmalıydı yakınlarda, o da 3bin km ötedeki Kanadaydı. Lojistik sorunlara rağmen yıldızları, güneşin batışını, auroraları buzlara uzanıp izlerken, kendimi duymak için sabırsızlanıyordum. 6 ayımı gece, 6 ayımı gündüz yaşayacaktım. İçimdeki aydınlık ve karanlık tarafları ben anlayamadan güneş batmayacaktı veya doğmayacaktı orada. Herşey ama herşey için yeteri kadar zamanım olacaktı. İstesem 6 ay boyunca uyuyabilirdim bile, şu anda bulunduğum yerdekinden pek farkı olmazdı. Zaten günümün 12 saatine yakınını uyuyarak geçiriyorum bu da yılda 6 ay ederdi. Öyleyse neden uyanık olduğum zamanlarda beni huzursuz edecek detayların olduğu yerde yaşıyordum ki. Gitmeye karar verdim, en azından işe başvurmaya. Sonunda dilimin anlatmaya yetecek kadar gelişkin olmadığı, tarif edilemez şeyle buluşacaktım. Düşündükçe tüylerim diken diken oluyor hala.
İşe hemen kabul edildim. Kimsenin kuzey kutbuna tek başına gitmek istememesini anlayabiliyordum, yalnızlık, soğuk, beyaz, sonsuz gelebilecek monotonluklar vardı onlara göre kuzeyde. Fakat benim oraya gidişimi anlayamıyorlardı. 22 yaşında hayallerini gerçekleştirmiş biri olacaktım.
Yapmam gereken basitti. Günde iki kere sismik hareketleri, ayrıca küresel ısınmanın etkilerini analiz eden bir araçtan alınan raporları kontrol etmek, ilginç birşey olursa da durumu merkeze iletmekti. Ufak tefek raporlar hazırlamaktı kısaca. Kimsenin de umrunda değildim. Sadece bu işi yapacak biri bulmalılardı ve buldular. Makinalar uzaktan da kontrol edilebilirdi pekala, fakat bozulduklarında ya da birşeye ihtiyaçları olduğunda yakınlarında birisi olmalıydı. O da bendim.
Yılda 4 kez, her 3 ayda bir kargo uçağı üzerimden geçecek, gerekli erzakları atacaktı. Kimseyi görmek zorunda kalmayacaktım. İnternetim ve uydu televizyonum olacaktı, acil durum yedekleriyle beraber hem de. Onları pek kullanmak istediğimi sanmıyorum. Kutup ayılarıyla, şanslıysam güney kutbundan yüzerek gelmiş birkaç penguenle, balık tutmakla, uyumakla, yazmakla, okumakla vakit geçirecektim.
Zaman burada tam istediğim gibi geçiyordu. Ya hep geceydi ya da gündüz. Buzları kırıp balık tutmak çok kolaydı. Yalnızlık sorun değildi, kendi kendimeydim ama çoğunluğun aksine ben, beni duyabiliyordum. Gelirken ne olur ne olmaz diye de bir kaç halusinojen etkisi olan bitki tohumunu yanıma almıştım, onları oturma odam dediğim 10 metrekarelik odada, suni ışık altında yetiştiriyordum. Kulubemin 1km doğusuna bir igloo inşaa ettim. Bazı günler (geceler) oraya gider, sigaramı sarar, auroraların ışığı altında keyfime bakardım. Gerçi halusinatiflere de ihtiyacım yoktu pek. Burası kendi başına bir wonderland idi zaten. Alabildiğine uzun beyaz düzlükler vardı ve ufuktan sonrası sonsuz siyah boşluktu. Orada evren vardı, içindeki herşeyle beraber.
Her 6 ayda bir heyecanla güneşin doğuşuna ve batışına tanık oluyordum. Bu heyecanı tarif edebilsem bile, 6 aylık günümün bitişini izlerken yaşadıklarımı anlatmam mümkün değil. Yıllar bu şekilde geçiyordu. Gün dediğimiz olguyla bunu açıklayacak olsam, sizin bir yılınız benim iki günüm oluyordu. Burada 1 yıl geçirmek teknik olarak bir insan ömrünün yetmeyeceği bir şeydi. Ömür demişken, sizin oralarda yıllar geçtikçe burada buzlar eriyordu. Belki de bir kaç yüzyıl sonra burda da bikinileriyle muhteşem kadınlar salınabilceklerdi okyanusun kenarında, kutup ayıları insanı, yani sizleri tehdit ettiği için türüne son verilecekti buraya komple yerleşmeye karar verdiğinizde. Eskiden oralar el değmemiş ormanlarla, çeşit çeşit hayvanla doluyken yaşama şansını elde etmiş insanoğlunun ne kadar şanslı olduğunu düşünüyorsam, gelecekte de benim için böyle düşünülecektir, fakat bunu düşünecekleri benimkisi gibi bir yer bulamayacaklarından eminim.
İnsanları yeterince tanıdım orada, tam aşağıda. İzliyorum dünyaya yaptıklarınızı, burada, en yukarda ve yalnız. Tanrı olduğumu hissetmem için yeterli bir neden. Alkolik olmam için yeterli bir neden.
İlk kez güneşin batışını kaçırdım igloomda. Uyandığımda göz kapaklarımdan buzları kazıdım. İçebildiğim kadar içtim. Sızana kadar, donup ölene kadar. Son kez, benim için parlamaya başlamış yıldızlara bakarken sızdım hemde. Son kez. Karların altında kalsın isterdim bedenim fakat karlar erimeye çoktan başladı. Sizi durdurabilcek gücüm olsa, burada yalnızlığı seçmezdim. Bunu bilin.
When the power of love overcomes the love of power, the world will know peace.
Jimi Hendrix




Oraya gittiğinde dahi bizi mi düşünüyorsun? Kurtulmuşsun, kafan güzel daha ne olsun? =P
ne düşüncem sizleri :] şaka bi yana düşüncek o kadar çok şey olmalı ki orada, gözünün önündeki el değmemiş doğa yok olurken, hemde tüm bunlardan kaçmışken bununla tekrar yüzyüze gelmek koyar adama ve düşünüp durursun. kafa da güzel zaten :)
forograftan sonraki ilk paragraf tarif edilemeyecek kadar harika olmus.. yazi superdi.. sondaki sozun benim icin anlamini zaten siz cok iyi bilirsiniz jack bey ama..
ilk paragraf..
tarif edilemeyecek kadar harika olmus..
bir de, sormasi ayip.. halusinojen etkisi olan bitkilerden alkolu nasil elde ettiniz ve alkolik oldunuz sonra da sizdiniz onu merak ettim bir tek.. yoksa kargoyla jack mi atiolardi size havadan ?
nefis bir yazı.
abi northrend
yav tabi ki havadan atıolar, orda kendim disitile mi ne işte ondan etmiyorum ya? 30 küsür yıllık şaraplar var lan orda içmediğim :)
berk bu yorumu yapcagını adım gibi biliyordum. bende yazdıktan sonra anladım ki, northrend de cok takıla takıla bu moda girmişim. ally ile horde düsman olmasın artık diye içim içimi yiyor. bi de düsmanımın düsmanı dostumdur diye bi gorev vardı. o zaman biz scourge ile dost olabilir miyiz yani demeden de edemedim, sanırım bi çeşit bug :)
puck robin tesekkur ederim ve hoşgeldin.
“sevgili günlük..
boğuluyorum!.. ve işin garibi bu kimsenin umurunda değil.. ne oldu bu insanlara anlamıyorum.. ben hep onların yuvası olmadım mı?.. bende doğdular, ve daha uzun bir süre de bende ölecekler.. sanki gidecek başka bir yer var!..
kirlendim, ateşim çıktı son yıllarda.. ısınıyorum, hem de hızla.. kutuplarımda biriktirdiğim buzullar eriyor.. bunun nasıl bir felakete dönüşebileceğini göremiyorlar mı?.. bak iklimlerim de şaşırdı.. yaz yaz gibi değil.. kış, kış gibi.. baharlarım yok oluyor..
canım sıkılıyor be günlük.. ağaçlarımı kesiyorlar.. her yerim delik deşik.. topraklarım verimsizleşiyor.. aç kalacaklar bu gidişle haberleri yok!..
ben sanıyordum ki, çok çok uzun yıllar daha yeterim insanlara.. yetebilirim.. insan dememi yanlış anlama sakın, biliyorsun milyonlarca değişik türde canlı yaşıyor üstümde.. ama şu insandan başka benimle uğraşanı yok ki??.. yani tamam, onların yeri bir başka.. zeki canlılar çünkü.. akla saygım var!.. ama bu nasıl bir akıldır günlük??.. hangi akıl yuvasını yok etmek için çalışır??..
şeytan diyor ki, al başını git!..
canım sıkkın be günlük..”
….
valla aklıma bunu getirdi yazdıkların.. ee nerde devamı diye geldim sonuna, baktım bitmiş.. çağrışım, akla getirme, hatırlatma vs.. ya da ben külliyen yanıldım;) neyse ne.. sonuçta bu yazı akılda kalacak bi yazı.. çok sevdim;)
ilk kez birisi küçük bir hikaye ile karışık yorum yazdı buraya. bende unutmayacağım bunu, teşekkürler .)
Hep merak etmişimdir,kutup noktasında yaşayanlar nasıl oruç tutar,6 ay boyunca yemeyip içmeden nasıl hayatta kalır?
bak bu sorunu bende düşünmüştüm zamanında. sanırım bi dönem popülerdi bu dilemma. ama çözümü yok, 6 ay tutcaksın yani :]
Bardağın dolu tarafından bakmak gerekirse bir yılda sadece 5 vakit namaz kılıyorsun
ahah :)
huaa.. okurum ben artık burayı!
resim negzel yaa o.O
yeni keşfettiğim için ve vaktiyle kaçırdıklarım için çok üzgünüm.. bir yerlerden alıntı olabileceğini düşünerek okurken, bir de baktım sonu gelivermiş. nefis!