Yıkıma giden adam yani demoliyşın men

Kardeşim doğduğunda 2 yaşındaydım. Canımın istediğini yapabilcek yaştaydım yani. Altıma yapmak ve bu pisliği başkasının temizlemesine imkan yaratmak dahi bu özgürlüklerden birisiydi o dönemler. Fakat yıllar geçtikçe özgürlüklerim elimden bir bir alındı ya da onlardan kaçan ben oldum 38 yıl boyunca.

Herşey annemin beni yaz için futbol okuluna yazdırmasıyla başladı. İtiraf etmeliyim bana kattığı çok şey oldu ama götürdükleri kadar değil. 10 yaşındaydım ve bir çok şey için henüz aptal sayıldığımdan ofsaytın ne olduğunu anlamak zorunda değilim sanıyordum. Yanıldığımı anlamam uzun sürmedi ya da onların bunu bana anlatması çok kısa sürede oldu, şu an emin olamıyorum. Emin olduğum birşey varsa o da futbolu sevmediğimdi.

14 yaşına geldiğimde bıyıklarım iyice belirginleşmişti ve sesimde bariz bir kalınlaşma vardı. Bu kızların bacaklarını traş etmeye başladıkları dönemden iki dönem sonraya denk geliyordu. Dilediğim gibi bıyık bırakabileceğim gibi bir düşünceye nerden kapılmıştım bilmiyorum ama bu özgürlüğüde elimden almaları uzun sürmeyecekti. Bıyıklarımın çıkmasına da, kesilmesine de ben karar veremiyordum ve liseye bu ruh hali ile başlamak beni tekrar futbolun kucağına itecekti.

Okul dışındaki vakitlerimi ya futbolla ya da ne olduğunu anlamadığım x ve y leri toplayarak geçirecektim. Kararımı futboldan yana kullandım çünkü bu karar bana sunulan tek seçenek gibi görünüyordu. Zaten okulda telafuz edemediğim duaları ezberlemekten gına gelmişti bir de toplamını önceden bildiğim iç açıları tek tek hesaplamak sorun yaratırdı. Anlayacağınız futbol benim için eğlenceden çok kendimi kandırmak ve bu sayede iyi hissetmek anlamına geliyordu.

18 yaşıma geldiğimde ilk trafik kazamı yaptım ve sol kulağım koptu. Ne kadar çirkin göründüğümü anlayın diye söylüyorum, 3 tekerlekli araba ne kadar komikse bende o kadar komiktim. 22 yaşına geldiğimde kardeşim ilk kitabını yazdı ve 13 baskı yaptı. Şu bir gerçek ki aileler bazı çocuklarını daha çok seviyorlar. Mesela bay ve bayan Avşar’ın Hülya’yı daha çok sevmesi gibi bir şey bu, anlamakta zorluk çekmiyorum, gerçekten.

23 yaşına bastığımda hala futbol oynuyordum ve bu işte iyiydim. Aynı yıl Dinamo Bükreş diye bir takıma transfer oldum. Defansın sağında oynuyordum ve işim nispeten teknik direktörünkinden zordu. Bunu sesli bir biçimde dile getirdiğim için takımdan atılmanın eşiğine geldim. Teknik direktörle bu şekilde konuşmak oralarda özgürlük değildi sanırsam. Tam 1,5 sezon yedek kulubesinde oturdum ve eminim nasıl bir his olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Birgün sakatlanan oyuncunun yerine teknik direktör beni aldı ve bir kaç dakika sonra sahaya yıldırım düştü. Takımda benim dışımda 4 kişi hayattaydı ve malesef teknik direktör bu insanlardan birisi değildi. Çünkü saha kenarında bana bağırmakla meşgulken yıldırımın merkez üssü olmuştu istemeden. Herkes derin bir şoktaydı fakat ben artık ortada yarım bir takım bile olmadığı için sevinçliydim. Ülkeme dönecek ve bir daha topa dokunmayacaktım.

27 yaşımdayken ülkemin de içinde bulunduğu bir güvenlik organizasyonu Çin’e savaş açtı. Crimsonland oynamak gibi birşey olur düşüncesiyle orduya tekrar girdim. Gerçektende 4 bir yandan Çinliler geliyordu, geliyordu ve düşüyordu ve yine geliyorlardı, asla ama asla bitmiyorlardı.. Sonraları aptal bir Amerikalının 1 metre önümde mayını yanlışlıkla patlatması onun ölümüne benimde son kulağımın işitme yetisini kaybetmesine neden oldu. Artık duyamıyordum ve Amerikada dahi özgür hissedemezdim kendimi.

30 yaşımda bir magazin dergisi için dudak okuyarak para kazanıyordum. İyi para veriyorlardı fakat benim gibi sağır olan karımı tatmin etmiyordu. Bu yüzden evde sürekli kavga ediyorduk. Kavgalarımız tamamen sessiz ve olabildiğince gürültülüydü. Sonunda dayanamadık ve 32 yaşımdayken boşandık.

Hakem olmak doğru bir karardı sanırım. Bir çok açıdan rahattım. Hem zaten eşcinsel olduğuma kanaat getirmiştim ve 20 erkeği sahada bir oraya bir buraya koşarken takip etmek benim için bir zevkti, fanteziydi. İşimi çok seviyordum ve bu işte gerçekten iyiydim. Yıllar geçtikçe daha da yükseldim hakemlikte, 2008 yılındaki Avrupa kupasında kendimi tutamayıp şu pozu verince kariyerimin sonunu hazırlamış oldum (evet, kendi ülkemin maçında hakemlik yaptım, çünkü dediğim gibi bu işte çok iyiydim)


O maçtan bu güne tam 2 yıl geçti. Şimdilerdeyse hayatımı bu denli nasıl sikip atabildiğim üzerine bir kitap yazmaya uğraşıyorum. İsmi “bu da mı ofsayt hakim bey?” olmalı kanımca. Hem kitap satarsa ailem beni de ciddiye alır, almazlarsa kendimi apartman girişinde üzerime gaz döküp yakmaktan başka çarem kalmaz.

7 yorum “Yıkıma giden adam yani demoliyşın men”

  • fakeangel diyor ki:

    ben de kendi hayatimi talihsiz seruvenler dizisi tadinda zannederdim sayin hakem bey.. sizinki tam evlere senlikmis..
    bir de.. nasil duygusal anlar yasamissiniz oyle.. karelere aktarildigi iyi olmus.. bakar bakar huzunlenirsiniz artik..

  • Jack diyor ki:

    o fotoğrafı ilk gördüğümde böyle bir yazı yazacağım aklıma gelmişti. çok abuk, çok çılgın, çok umursamaz ne desem bilmiyorum

  • uragan diyor ki:

    o hakeme az bile:))

  • gogo diyor ki:

    hahaha! uykusuz manyak! müthiş olmuş bu yazı ya,
    ciddi ciddi hakemin sol kulağını görebileceğim fotoğraflar aradım(wikipedia’da var) ve resme bakarak aktif mi pasif mi karar vermeye çalıştım:p

  • Jack diyor ki:

    iyi halt etmişsin, napcaksın adamın kulağını haha, ayrıca aktif olsa nolur pasif olsa nolur şu pozu verdikten sonra, di mi??

  • BerkAdam diyor ki:

    abi o değilde crimsonland ;_; (algıda seçicilik)

  • Jack diyor ki:

    çine savaş açılsa katılırız artık berk. electron silahının adı neyse ondan istiyorum.

Leave a Reply