Why are there so many songs about rainbows?
Terminatör diye bir filme gittim bugün. Kimsenin ilgi göstermediği bir filmdi, çünkü salon boştu ve korku filmi sananlar çoğunluktaydı. Bana kalırsa güzel bir filmdi ve güzel bir film izlemenin keyfiyle de sokağa attım kendimi.
Yağmur yağıyordu. Bir süre yağmurun dinmesini bekledim, beklerken filmin konusunu ve eğer yağmur dinmezse eve nasıl gideceğimi düşündüm. Yağmur yağdığında nedense otobüsler bana çok kalabalık geliyor. Şans eseri ayakta kimseyi göremediğim körüklü otobüs önümden geçti ve az ilerdeki durağa yanaştı. Hızlı adımlarla durağa yöneldim. Bir yerlere yetişmek yağmurda daha zor. Bu da kafamı kurcalayan birşey aslında. Otobüs hareket etmeye başlarken kapısı kapanır ya, bundan yarım saniye önce kendimi otobüse atabildim işte. Biletimi kutuya bırakıp şöförün arkasındaki tek boş yere oturdum. Burada oturan yeni kalkmış olsa gerek, oturduğum yer hala sıcaktı. İki durak sonra yaşlı bir amca bindi. Yanımdaki demirlere tutundu ve eskiden gençlerin yaşlılara yer verdiğinden bahsetti durdu. Eskiden derken ne zamanı kastettiğini pek anlayamadım çünkü belediye otobüsü kavramı o kadar da eski değildi. Yani kendisi gençken herkese yer veriyor olamazdı. Hem ayrıca bende yağmurdan dolayı kendimi çok kötü hissediyordum ve bu atmosferde oturacak yer bulabilmek gerçekten zordu. Arkamdaki adamı etkilemiş olsa gerek, adam birden neden yaşlılara yer vermiyorsun bak önünde hasta, hamile, gazi ve yaşlılara yer veriniz yazıyor dedi. Baktım, gerçekten yazıyordu. Ama dedim, amca sadece yaşlı; hasta, hamile, gazi ve yaşlı değil ki diyince, amcaya hamile olup olmadığını kontrol eder gibi bir bakış attı. Onunda kafası karışmıştı işte.
Otobüsten indikten sonra gökküşağını farkettim. Her insanın yaptığı gibi iki ucunun nerede bittiğine göz attım. Yakınlardaysa oraya doğru gidecek çil çil altınlara kavuşacaktım. Tesadüf mü bilmiyorum ama bizim sokağın oralarda bitiyor gibi görünüyordu. Yaklaştım, yaklaştım, yaklaştım.. Altın falan yoktu. Muhtemelen benden önce birisi almıştı. Ne diyebilirim ki, şans işte. Sonra gökküşağının altından geçmek istedim ve bir daha, bir daha geçmek. Zaten karmaşık olan zihnimi iyice bulanıklaştırabilirdim böylece. Bedenimin ise ne tepki vereceğini bilmiyordum. Şayet memelerim çıkarsa bugün eğlenceye doyardım. Ama beklediğim olmadı, doğa ana faşistti.
Bu aralar Sex Pistols dinliyordum ve görünüşe göre uzun bir süre daha dinleyecektim. Hemen Never mind the bollocks plağını buldum ve Anarchy in the UK’in çalmasını sağladım, sesini açtım ve zulamdan biraz ot sarmaya koyuldum. Kafam çok iyi oldu. Sonra otobüsteki yaşlı amcayı yanımda gördüm desem inanmazsınız heralde. Yine ayaktaydı. Gel otur dedim bende, sigara içeriz. Konuşmadan oturdu. Sigarayı uzattım ama o yemeyi tercih etti. Lanet olsun moruk ne bok yediğini sanıyorsun gibi bi cümle kurdum. Sex Pistols adamı böyle konuşturtuyor işte.
Uyandığımda gitmişti, yağmur ve müzik durmuştu. Bir not yapıştırılmıştı alnıma, hemen elime alıp okudum “yemek için sağol, bir günde bana oturmaya beklerim”. Fakat adres yoktu. Sex Pistols plağım da yoktu. Pis moruk onu da götürmüştü beraberinde. Yüzümü yıkamaya gittiğimde aynada suratımın yerinde o moruğun suratını görünce doğa ananın bana çok pis kazık attığını anladım. Artık gökküşağı da yoktu. Bazı şeyler için çok geçti. Ama artık istediğim kadar tembellik yapabilirdim.






birgun birine yazilarinda sacmaladigini soylemistim.. o da bana hadi oradan demisti.. iste bana o birini hatirlatiorsunuz jack beycigim..
ama, belirtmeden de gecemeyecegim birsey varsa o da hem sacma hem de guzel yazabildiginiz..
gulduk bir de okurken kokoshla birlikte
Hey adamım içtiğin o ottan ben de istiyorum