Goyunlar nereye gayboldu?

“Adım Jack, 24 yaşındayım ve uyku sorunum var”

Grup terapilerinde paylaşımcı olmak, gazetenizi yanınızda oturan biriyle paylaşmak kadar kolay değildir. Dahası, bu o tür bir paylaşım değildir. Uyku sorunu, normal bir hayatı yaşarken paylaşmak isteyeceğiniz en son şey olabilir ama birşeyler ters gittiğinde de, bilin ki uyku sizi benim bulunduğum yere getirecek ve yukarıdaki cümleyi kurmak zorunda kalacaksınız. Evet, bu kolay olmayan kısmı.

Yaşımı, ismimi ve sorunumu olabildiğince kısalttıktan sonra, oturmama izin verdikleri masadan kalktım ve sokağa açılan kapının önünde durdum. Herkesin gözü üstümdeydi, kesin bir zavallı olduğumu düşünüyorlardı. “birşeyler söylemen gerek Jack, böyle çekip gidemezsin” bakışıda olabilirdi ama ben bir zavallı gibi davranıp dışarı çıktım.

Sokakta yürürken keşke bekledikleri gibi onlara birşeyler söyleseydim diye düşündüm. Ama içerideki kimsenin bunu anlayamayacağını biliyordum. Biliyordum çünkü uyku, doğası gereği, sorunları olan insanların sorunlarından kaçabildikleri tek yerdi. Benim ise böyle bir şansım yoktu, hiç olmadı ve bu insanların bunu anlayabileceğinden şüpheliydim. Belki benim gibi bir uykusuz daha olsaydı anlayabilirdi durumu. Ama bu gibi yerlere gelen tek uykusuz bendim. Fakat o kadar da sıkıcı değildi buralarda yalnız takılmak. Örneğin grup terapilerinde kahve içiyor olmam, alkolik grubundakilerinin burada ellerinde viski şişesiyle dolaşmasına denk geliyordu. İşte bu komikti.

Uyku sorunum varken kahve içmemin kulağa hiç mantıklı gelmediğinin de farkındayım. Şöyle düşünün, kahve içmiyor olsaydım, o zaman bunun bir sorun olduğunu söylemek zor olurdu. Alkolikler gibi yani. Alkol almak istemiyorsunuz (yani benim gözümde uyanık kalmak istemiyorsunuz) ama elinizde olmayan sebeplerden dolayı içiyorsunuz, anladınız mı? Hayır mı? Şöyle anlatayım, uyumayı çok seviyorum çünkü ona ulaşmak çok zor, uyanık kalmayı seviyorum çünkü onu sevmeyi öğrenmek zorundaydım.

Peki ben ne istiyorum? Basit, istediğimde uyuyabilmeyi. Temel bir doğa kanunu istediğim, “uykusu gelen uyur” gibi. Fakat benim doğam buna uymuyor. Doğa doğaya karşı bir nevi.

Eve vardığımda bu düşüncelerden kurtulup uyumak istedim ama başaramadım. Sonra TV karşısında oturup kahvemi yudumlayacaktım ki birisi kanalı değiştirdi ya da kanallar kendiliğinden değişiyordu, acaba kumandanın üzerine falan mı oturdum diyordum ki, birden durdu. Bu kanalı ilk kez görüyordum çünkü televizyondaki bendim ve inanmayacaksınız ama uyuyordum. Haber spikeri grup terapisinde paylaşım yapacağı esnada bayılan ve bir türlü ayılmayan bir adamdan bahsediyordu. HAYIR APTALLAR, UYUYORUM!

Bağırarak bunu söylemeseydim şu an ayık olduğumu ve oradaki ben kadar buradaki benin de gerçek olduğunu farkedemeycektim. Bu rüyadaki bir rüya olmalıydı ve kontrolden çıkmıştı. Ama gerçek hayatta uyuyor olduğumu biliyordum ve bu iyiye işaretti.

Bunu düşünürken gerçekten uyandığımı hissettim. (yani emin değilim tabi, şu andan sonra hiçbir şeyden emin olamıyorsam bu kabul edilebilir bir şey olurdu) Etrafımda insanlar vardı, haber spikeri “inanılmaz! Jack uyandı, canlı yayında gerçekleşen bir mucizeye şahit oldunuz” falan diyordu. (uyanmam mı mucize yani, birde bana sorun) Beni yalnız bırakın dedim ve tekrar uyumaya çalıştım. Fakat bu kalabalıkta olacak iş değildi. Eve gitmek iyi bir fikirdi. Bir taksi çağırdım ve yola koyulduk. Eve vardığımda aynı anda kendimi televizyon karşısında kendisini izlerken gördüğümde de cinnet geçirdim sanırsam.


Ne pis bişey bu ya.

4 yorum “Goyunlar nereye gayboldu?”

  • fakeangel diyor ki:

    bence sizin, artik uyumayi istememeniz gerek jack bey.. istediiniz zaman asla gerceklesmiyor bu cunku.. bir ruya gibi :)

    birazcik da kendinizle inatlasmayi deneseniz diyorum.. uyumayacagim, hayir uyumamam gerek diyip dursaniz kendi kendinize.. belki de ters psikoloji denen sey gercekten vardir ve ise yarar hi ?

    bu arada, uyku propleminiz bir yana, pek eglenceli pek sahane bir yazi olmus valla :)

    beni en cok gulduren sey, yaziniz oldu bugun…

  • Aydan Atlayan Kedi diyor ki:

    Eğer sinema sektöründe olsaydım sana kesinlikle senaryo yazmanı teklif ederdim. Not: bu bir iltifat değildir. “Yapılan bir iş iyi yapılmışsa eğer takdir edilmeli” felsefesinden yola çıkılarak söylenmiş bir cümledir.

  • Jack diyor ki:

    sevgili fakeangel, ters psikolojiye gerek yok. denenebilcek herseyi denedim olmuyor. güzin ablanın telefonu var mı sende?

    sevgili aydan atlayan kedi, hiç senaryo okudun mu bilmiyorum ama öyküden çok farklı bir tarzdadır. yazacağın şeyde zaman, mekan, diyalog herşeyi göz önüne almak zorundasındır ve bu kesinlikle bir profesyonel işidir. bana göre değil yani :)

  • Aydan Atlayan Kedi diyor ki:

    :)) Senaryo ve öykü arasındaki belirgin farkı bilmek için senaryo okumama gerek yok sevgili jack. Ben başka birşey anlatmaya çalışıyordum. Daha açık anlatayım o halde :)Konudan söz ediyordum. Yazdıklarını okurken bu bir film olsa nasıl olurdu diye düşündüm, ki bence enfes bir film olabilirdi. Her senaryonun bir özü vardır ve o öz senaryo haline gelmeden önce ham olarak durur. İkinci konu ise şu profesyonellik meselesi… Eğer herkes sanat alanında böyle düşünseydi yani “profesyonel işi bana göre değil diye” halimiz dumandı. Bir kaç profesyonel elinde tekelleşirdi iş… Neyse daha fazla uzatmayayım ilk yorumu görmezden gel en iyisi :)) Güzel birşey söylemeye çalışıyordum sadece :))) Yani o yorum ne senaryo ne de başka birşeyle ilgiliydi “güzel yazmışsın beğendim” demenin dolaylı yoluydu. :)) Bazen dolaysız cümleler yavan kalır çünkü, dolaylı söylemek gerekir vurgulamak için :)

Leave a Reply