Ordinary man makes ordinary music
Eskiden sevdiğimiz gruplar yeni albüm çıkarttığında evin içinde şöyle bir konuşma geçerdi.
a: x yeni albüm çıkartmış duydun mu?
b: hadi ya, süper.
b: x’in yeni albümü çıkmış indirdin mi?
c: yok daha indirmedim. hemen indireyim.
c: sonunda çıkmış x’ in albümü.
a: oof dinleyelim hemen.
Böyle bir kısır döngü içinde bulunduğumuz yetmiyormuş gibi x denen grupla da çok alakamız olmadığını söylemeliyim. Sadece arada bir müzik hakkında da konuşabilmek istiyorduk sanırım. Ama o da kısa süreli hafızanın yetersizliğine kurban oluyordu. En sonunda birisi albümü download ediyor, dinleyebiliyorduk. Sonra kafamızdaki balonlarda şu monolog yaşanıyordu.
…gerçekten süper. iyiki farkettim bu albümü…
Canımız ne isterse dinliyorduk internet sayesinde. Hatta evin içersinde gizliden bir çekişme vardı. En bilinmedik başarılı müziği kim bulacaktı? Birisi bulur ve diğer ikisi severse o hafta cidden bulaşık yıkamak istemediğinizde yıkamıyordunuz. Çünkü o bir hafta süresince kaliteli ve kulaklarınızın alışık olmadığı şeyleri dinletiyordunuz insanlara. Adil olduğunu söylemeliyim.
Tabi dinlediğimiz müzikler yüzünden asla birbirimize entellektüel hava basma olayına girmedik. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi, müzik zevklerimiz ortaktı. İkincisi, böyle bir eylemde bulunacak olursak her halükarda ağzımızını payının verileceğini biliyorduk.
Bu geçmişteydi. Şimdiyse o günlerden kalan arşivleri tüketiyoruz, ve tekrar tekrar tüketiyoruz. Yeni birşeyler dinleme çabamız olmadığı gibi duyduğumuzda da kaçıyoruz.

