Flipper
Herşeyden önce süper bir fikirdi. Tek başımayım, param az, otostop çekeceğim, çadırım var ve Gökovaya gidiyorum. Hayatta kalmaya çalışacaktım herşeyden önce.
Otostop güzergahını ordan burdan öğrendim. Sonra da otostop çekeceğim yere taksi ile gittim.. Malum sırtımda yaklaşık 30 kg vardı ve hayatta kalmam gerekiyordu.
Yaklaşık 3 saat otostop çektim. Neden durmaları gerektiğini düşündüğümü biliyorum ama boşverin. Sonra kimse durmayınca da otobüsle bodruma gittim.
Adana kebap, ton balıklı sandviçler ve bol bol sprite ile bodrum’da hayatta kalabilmeyi başardım. Siyah tişört giymek çelme taksa da, yağmur dualarım kabul oldu.
Biraz soruşturmadan sonra Gökova dolaylarında bir orman kampına nasıl gidebileceğimi de öğrendim. Yorucu oldu lakin yokuş aşağı 2 km. kadar yürürken doğanın en güzel bitkilerini keşfettim, üzerlerine özgürce bastım. Yol kenarlarında esrar bitkisi bile vardı. Ama Beach filminden anladığım kadarıyla her bulduğun esrarı sahiplenmemek gerek.
Yokuş aşağı inerken karşılaştığım bir kadından bahsetmeden geçmeyeceğim. Şimdi bu kadın şalvar denen yöresel olmayan kıyafetiyle yokuş yukarı çıkmakta ve çıkarken de beni kesmekteydi. Akabinde yolun benim yürüdüğüm tarafına geçti ve elindeki cep telefonuyla üzerime üzerime geldi (bir an ağaçların arasında onun üzerinde olduğumu düşünsemde bu düşünceden çabucak kurtulup, suratımı asarak yürümeye devam ettim). Fakat yanımda durdu ve telefonunun saatini ayarlamamı istedi. Saaatim yok diyince kolundaki saatten bakıp söyledi (?), bende saaatini 1 dk. geri ayarladım ki hiç yaşanmamış bir an olsun. Sonra teşekkür ederek uzaklaştı.
Kamp alanı yokuşun sonunda sanarken küçük bir kasabaya vardım. Orada da taksi durağı görmek beni sevince boğdu desem yeridir. Çünkü gerçekten hayatta kalmam gerekiyordu.
Çadırımı kurdum, kamp tüpümü yakıp üzerinde çatalla sucuk kızarttım. Olmadı tabi. Arılar falan geldi çünkü. Ama normalde korkmam arıdan.
Sonra kafam biraz daha güzel oldu. Tek başına o kadar asılmamak gerekiyormuş.. Doğa, doğal falan derken fabrika ayarlarıma dönüyordum az kalsın. Sonra hava falan da karardı zaten. Bende uyudum..
Sabah güneş çarptı çadırın içinde. Ya da başka bişey çarptı da ben çadırdan zor attım kendimi. Gerçi uyumadan az önce öldürdüğüm karınca yüzünden triplere girmiştim, karınca ısırmışta olabilirdi. Sonuç olarak kendimi dışarı attım, sucuk pişirdim çatalla yine.
Sonra boş bir kağıda bir 0.7 kalemle bişeyler yazmak istedim. Birkaç cümle yazdım. Hatta biri şöyleydi:
“Birgün birşey içtim ve hayatım tamamen değişti“
Sonra ucu bitti kalemin. Bende isyan ettim, çadırı toplayıp İzmir’e döndüm.
haziran, 06






ben de zamansız biten uçlardan nefret ediyorum,özellikle de sınavda bitince..gıcık!
bu arada nasıl bi duygu otostop çekmek,benim de hayalim o en büyük değil ama içimde büyür belki ilerleyen zamanlarda,ama asla en büyük olmaz..en büyüğün yeri bambaşka…
otostop insanın üstüne yakışmayanı giymesidir. yüzsüzlüktür. hele ki 40 derece sıcakta, otoban kenarlarında otostop çekiyorsan ve kimse durmuyorsa o senin beceriksizliğindir. 3 saat boyunca otostop çekmek bi yana, insana kendine acımayı öğretecek daha bomba bi yol bilmiyorum. ama bütün bunların yanında insanlığa karşı iyi hisler besliyorsun. “ne güzel insanlar var, beni de aldılar ya” diyorsun falan. ama yok aslında öyle bişey. bu tamamen kendi iradenle kaybeden gibi gözükmeyi tercih etmek (otostop dendiğinde zihinlerinde özgürlük çağrışanlara). kastettiğim şey otostop dışında herhangi bir yolla gidebilecekken otostopu tercih etmek. ama deneyin efendim tabi. ben kimim ki ders veriyorum. hmm..
yah ben çekersem almama gibi bir durum olucağını zannetmiyorum çünkü otostop çeken taze bir kızı arabasına kim almak istemez,şahsen ben isterdim=)bu nedenle eğer bu deneyimi yaşarsam erkek arkadaşımla yaşamak isterim…hem yalnızlık gibi bi korkun da olmaz…
hayatta kalmak önemli tapi.. süper bi gezi olmuş. çok absürd. çok varoluşçu, çok mütüş.. ama salaklığım tuttu anlamıyorum şimdi.. ya nası oluyor da bir dakka geri ayarlayınca yaşanmamış bi an oluyor?
şöyle oluyor godotu bekleyen okuyucum..(aslında godot’u beklerken düşünseydin süper bir anlam çıkarabilirdin)
yani, kolunda saati olan bir kadının elindeki cep telefonu için saat ayarlatması o an afallattı işte. ne diyebilirsinki orada? söz havada kalırdı. birşeyler yapmalıydım. o an kolundaki saatten bir dakika geriye ayarlarsam hiç yaşamamış gibi oluruz diye düşündüm. zaten teknik olarak zamanı yok edemezsin. sadece inanırsan yok gibi gelebilir. bende öyle yapmıştım işte. deneyin oluyor.
inanabilirsin ama her halükarda bu bir aldatmaca.(kabul ediyorum çok sevimli bir aldatmaca) bütün dünya saatlerini bir dakika geri de alsa bu bir aldatmaca. çünkü o bir dakika boyunca yaşlanmaya devam ediyoruz. evrendeki parçacuklar da birbiründen uzakl… ühü ühü çok sıkıcıyım. godot’yu beklemişim ama adam olamamışım. düşünmüyorum da. basit bi şeyi bile anlayamamışım. öliym ben. karadeliklerde çürüyeyim. niye kandırdın kadıncağızı. ya bir gün kol saatini kaybederse, hayatındaki tek saat cep telefonu kalırsa.. o da bir dakika geri olduğu için evden bir dakika geç çıkarsa bir gün, kırk saniyeyle bir şeyleri kaçırırsa, hayatının bütün akışı değişirse.. geç oldu galiba saçmalıyorum. en iyisi çıkmak.
kollarında saat varken başkasına saatin var mı diye soranlar sonuna kadar hakediyor geç kalmayı.