my angel

Sonsuzdan aşağıya bakınırken gördüklerimin çok puslu olduğunu düşünüyordum. Ellerimle pusu dağıtmaya çalışırken sonsuzdan biraz daha geride kaldığımı farkettim. Tam olarak, saniyenin bir saatte alabileceği yol kadar. Aynı zamanda hiç kendime değil ona koştuğumu da farkettim. doğduğumdan beri koşuyordum. Koşmak gibi doğmakta bir yetenek.

Neyse, sonsuza hiç bu kadar uzak olduğumu bilmiyordum. Bir daha aşağıya bakmicam sanırım. çünkü omuzdan geçirmeli askılı kanatlara sahip melek bana doğru uçuyordu ve bu da iyiye işaret değildi. O esnada kaptanımız konuştu. ” kaptanınız konuşuyor, uçma hırsı serbest bırakmak zorunda olduğum birşeydi ve şimdi herşey tepetaklak olduğuna göre, uçtuğum yer aslında indiğim yer ve sonsuz yukarıda değil aşağıda “. Kalabalıktan biri buna karşılık şöyle bağırdı ” sonsuz hem yukarıda hem aşağıdaaa! ” Matematikçi olduğu besbelliydi. Benden yaklaşık saniyenin on saatte alacağı yol kadar uzaktı ama kaptana göre bu yanlış hesaptı.

Bu içinde olmak isteyeceğim bi gürültüydü. bende şöyle bağırdım “nostalji sizin yaşamınızı kolaylaştıran birşey. Melekler bunu bizim için kolaylaştırıyor, ama oraya varmak o kadar kolay değil. Arkanıza yalnızca nerede oldugunuzu anlamak için bakın”.

Nerede olduğumu şaşırmıştım açıkçası. Bu adamlar kimdi. Fakat yine de kaptan denen adam haklıydı. Sonsuzdan aşağıya bakarak ondan geri kaldığımı görebiliyorsam bişeyler tepetaklak olmuş demekti. Bu arada sonsuz konuştu. “sonsuza kadar uçmak diyorsunuz, demekki ben sonsuz değilim. Bir yerde sonlandığımı söylüyor ama söylemiyorsanız, sizin matematiğiniz ile edebiyatınızı gözden geçirmeniz gerekir”. O da haklıydı. Sanırım biz bir yere gitmiyorduk, biz gittiğimizi sandığımız yerdeydik. Dolayısıyla saniyenin gitmekten yorulmayacağı bir uzaklık bile yol almamıştık.. Yine de zaman harcadığımı düşünmüyordum. Kendi komamda rahat bırakıldığım için ben şanslıydım. bitti.

Leave a Reply