redrum*

-Neden aynalar sağı ve solu ters çeviriyor da, yukarı ve aşağıyı çevirmiyor?

-Aynanın düzlemi yatay olduğunda yukarı ve aşağıyı da ters çevirecektir. Bir göl veya su birikintisindeki yansımayı düşünürsen daha kolay anlaşılır bişey.

-Yo, hayır benim demek istediğim bu değildi. Diyelim ki dudağımın sol alt köşesinde bir ben var. Fakat aynaya baktığımda, -ayna nerede duruyor olursa olsun- bu kez aynadaki adamın dudağının sağ alt tarafında bir beni oluyor. Yani ben üst tarafa zıplamıyor. Kısaca aynadaki görüntü sağı ve solu ters çeviriyorken, yukarı ve aşağı sabit kalıyor. Ayna her nasılsa, bi şekilde bu iki yönün ayrımının bilincinde olmalı.  Aynayı duvardan alıp ayaklarımın önüne de koysam bu değişmiyor.

-Tamam o zaman şöyle anlatayım, aynayı karşına aldığını farzet. Gördüğün şey aslında sağ ve solun ters çevrilmiş hali değil. Aynaya bak ve sağ elini salla. Aynanın hangi tarafındaki el sallandı? Sağ taraftaki tabi. Başka bir örnek, bir kağıda sağ, diğerine sol yaz. Sağ yazan kağıdı sağ eline al ve aynaya doğru tut. Aynısını sol için de yap. Ne görüyorsun? Sağ yazan kağıt aynanın sağ tarafında!

- Evet ama bu durum aynada ters çevriliyor?!

-Emin misin? Hala aynadaki görüntüde sağ yazan kağıt aynanın -ve senin- sağ tarafında.

-Tamam ama ya aynadaki yansımam, ya oradaki adam? O sağ yazılı kağıdı sol elinde tutuyor?

-Ama o gerçek bir insan değil ki? Onun sağ yazılı kağıdı sol elinde tuttuğunu söylüyor olman, kendini zihinsel olarak onun yerine koyduğunu gösterir.

-E, evet?

-Bunu yapabilirsin ama bunu yaparken basit bir şeyi gözden kaçırıyorsun. Aynaya arkanı dönmelisin! Şöyle anlatmayı deneyeyim, aynayı karşına al, işaret parmağınla yukarıyı göster. Aynadaki adam da yukarıyı gösterecektir. Solu gösterirsen o da solu gösterecektir. Fakat aynayı işaret edersen, o da seni işaret eder. Yani aynalar “iç” ve “dışı” ters çevirirler. Daha açıklayıcı olmak gerekirse aynalar düzlemlerine dikey olan yönleri ters çevirirler. Şimdi yüzünü kuzeye dön ve aynayı da karşına al. Sağ elinle doğuyu işaret et. Aynadaki adam doğuyu işaret edecektir. Fakat kuzeyi işaret ettiğinde o güneyi işaret eder :)

-Tamam gayet güzel anlattın, iç ve dışı ters çeviriyorlar fakat neden ben sağ elimi kaldırdığımda o solu kaldırıyor hala anlamış değilim.

-Bu da yönleri tanımlayışımızdan kaynaklanıyor aslında. “Neden aynalar sağ ve solu ters çeviriyor da, yukarı-aşağı çevirmiyor?” diye sorarsan elmalarla elmaları karşılaştırmış olmuyorsun. “Yukarı” yön anlamında kesin bir tanımdır. Çok basit bir şekilde elini havaya kaldırıp işaret ettiğinde “yukarıyı” anlatabilirsin. Bu dünyanın merkezine kıyasla da olabilir, ya da uzayda süzülürken de ayaklarımızdan başımıza doğru olan yön de olabilir. Kısaca “yukarıyı” tanımlamak kolaydır. Aynı şey “iç” ve “dış” içinde geçerlidir. Bedenimizden içeri ve dışarı. Basit ha? Eğer dünya dışı bir varlığa ne tarafın yukarı veya ne tarafın içeri olduğunu anlatmak istersen bunu çok basit bi şekilde anlatabilirsin.

-Ama sağ da temel bir yön değil midir?

-Hayır değildir. Sağ ve sol kolayca tanımlanamazlar ve bunu dünya dışı varlığımıza anlatırken çok zorlanırsın. Çünkü sağ ve sol görecelidir, “yukarı-aşağı “ve “içeri-dışarı” olmadan anlam kazanamazlar, bunlara bağımlıdırlar. Bu yüzdensağ” ile “yukarıyı” kıyaslamak çok mantıklı olmayacaktır.

-Hmm..

-Yüz yüze dönmüş iki insanı hayal et ve onlara sağı işaret etmelerini iste. İkisi birbirinin zıttı yönü işaret edecektir. Çünkü ikisinin “iç” ve “dışı” farklıdır. İşte bu yüzden sağ ve sol görecelidir. “İç” ve “dış” sağın ve solun tanımını değiştirirler.

-Peki ya simetri kavramı olmayan uzaylılar? Onlar da aynada sağ ve solu ters çevrilmiş olarak mı görürler sence?

-Onlara aynaya bakarlarken sola doğru etraflarında dönmelerini söyle. Onlar sola döndükçe aynadaki görüntüleri ise sağa doğru dönecektir. Ve böylece bir “saat yönünde” – “saat yönünün tersinde” durumu oluşacaktır ve bunu anlayabileceklerdir. Tabi bunu ayna ile ilgili beyin jimnastiği yapabilecek kadar zeki olduklarını varsayarak söylüyorum. Belki bi gün bunu okuyacak kadar gelişirler ve gülerler.


*Eric Schmidt, Phil Gibbs, David Richards and Scott I. Chase’e teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca Isaac Asimov’un “The left hand of the electron” adlı kitabı okunmaya değer gibi.